12 Şubat 2009 Perşembe

Beyaz Taşlar.


Dedemin yavaş yavaş
ve sancılarla doğduğu şehirden
hızla geçiyorum, bir insan hayatı gibi
kaybolup belirirken tren camında ağaçlar.

Hiç göremediğim dedemi
sessizce dinlerdim anneannemden.
Dondurma ile mısırı art arda yiyemediğimiz günlerde,
Emek Kafe’de otururken eskiden beraber gittikleri.

Ben büyüdükçe taşlar oynadı yerinden,
anılar belirsizleşti, ne zaman
büyüdüğü fark edilmeyen
bir adam aldı o çocuğun yerini.

Oysa doğumumu görmek için, hasta yatağından
kalkan dedem dimdik ayakta.
Çocukluğum için savaşan
bir kurşun asker gibi.
.
Hem mısırın hem dondurmanın yendiği ülkedeyim.
İki tren rayı arasında duran beyaz taşların
daima geriye bakan bir çocuğa gülümsediği.

Ardında bıraksa da onu sürekli,
bir ağacın gölgesinde beliren
bir insan hayatı gibi.



Sonbahar 2008 İskeçe/11 Şubat 2009 İstanbul

2 yeni hayat karamelası.:

Hemi Behmoaras dedi ki...

Menahem ve Yeşuva'yı özledim.

sera dedi ki...

yeniden sesini duymak ne güzel..